Gözdeki Sinsi Basınç Fırtınası Akut Glokom Krizi
Beklenmedik Bir Kabus Gözdeki Gizli Tehdit
Acil serviste her gün binbir türlü tabloya şahit oluruz, bazen basit bir batma hissiyle gelen hasta, bazen de hayatla ölüm arasında ince bir çizgide sallanan; ancak gözden kaçan, sinsi ilerleyen ve telafisi zor sonuçlar doğuran durumlardan biri var ki, hekimlr için de, hasta için de zamanla yarış demektir: Akut glokom krizi.
Göz tansiyonu denilince çoğumuzun aklına yıllar süren, yavaş yavaş görmeyi çalan, sinsi bir hastalık gelir; evet, kronik glokom böyledir, sessiz bir katildir, çoğu hasta son evrelere gelene kadar hiçbir şikayeti olmaz, görme alanındaki daralma sinsi sinsi ilerler, ta ki geri dönüşü olmayan bir noktaya varıncaya dek.
Ani Ağrı, Bulanık Görme ve Karanlık
Akut glokom krizi, ise bambaşka bir senaryodur.
Öyle bir fırtına kopar ki gözde, saatler içinde görme yetisi ciddi hasar görebilir, hastayı aniden, şiddetli göz ağrısı, gözde kızarıklık, ışık halkaları görme, mide bulantısı hatta kusma ve baş ağrısı gibi semptomlarla perişan eder; bazen o kadar şiddetli ağrıdır ki hasta, nörolojiye ya da dahiliyeye başvurduğunu fark etsekte.
Krizin temelinde, göz içindeki sıvı akışını sağlayan drenaj açısının aniden kapanması yatar; bu durum intraoküler basıncın hızla, bazen birkaç saat içinde normalin çok üzerine çıkmasına neden olur ve optik sinir liflerini ezici bir baskı altına sokar, kalıcı hasara davetiye çıkarır.
Hastalar genellikle tek gözde başlar bu ağrı, ancak korkmayın, diğer göz de risk altındadır, zira anatomik yatkınlık çift taraflıdır.
Hızlı Teşhis ve Zamanın Önemi
Tanı an meselesidir.
Acil serviste tonometri ile göz içi basıncını ölçmek temel adımdır, bazen o kadar yüksek çıkar ki ölçüm cihazları bile zorlanır, palpasyonla bile taş gibi sert geldiğini hissedersiniz; ön kamara açısının değerlendirilmesi (gonioskopi) ise işin incelikli kısmıdır ki bu, göz doktorunun uzmanlık alanıdır ve zaman kaybetmeden yapılmalıdır.
Pratikte durum çok farklı.
Çünkü birçok hasta, başta göz ağrısını veya baş ağrısını migrenle, sinüzitle hatta diş ağrısıyla karıştırıp farklı branşlara yönelir, bu da maalesef kıymetli zamanın heba olmasına neden olur, zira her acil hekiminin göz içi basıncı ölçme imkanı veya deneyimi olmayabilir.
Hastanın öyküsü burada can simididir; ani başlangıç, tek taraflı şiddetli ağrı, bulantı/kusma eşliği ve özelikle gece veya karanlık ortamda tetiklenme gibi faktörler, klinik şüpheyi artırmalıdır, bu bize doğru kapıyı açar.
Acil Müdahale ve İlk Adımlar
Tedavi, göz içi basıncını hızla düşürmeyi hedefler.
Manitol gibi damar içi osmotik ajanlar, asetazolamid gibi karbonik anhidraz inhibitörleri ve topikal beta blokerler, alfa agonistler gibi damlalarla basınç düşürülmeye çalışılır; bu ilaçlar, göz sıvısı üretimini azaltır veya drenajı artırır, böylece sinir üzerindeki baskıyı hafifletir.
İlaç tedavisiyle basınç kontrol altına alındığında, asıl kalıcı çözüm cerrahi ya da lazer prosedürleridir; periferik iridotomi adı verilen lazer işlemi, gözün iris tabakasında küçük bir delik açarak sıvı akışını rahatlatır, bu genellikle kalıcı bir çözümdür, hem o göz için hem de risk altındaki diğer göz için koruyucu bir tedbir olarak uygulanır.
Göz doktorunun hızlı değerlendirmesi olmazsa olmazdır. Her acil servis, bu tür vakalara karşı hazırlıklı olmalı, zamanında oftalmoloji konsültasyonu isteyebilmelidir; zira görme yetisi, kaybedildiğinde geri gelmesi en zor fonksiyonlardan biridir.