İbn-i Sina (Avicenna) ve Hayatı
Tarihin tozlu sayfalarında öyle isimler vardır ki, sadece yaşadıkları döneme değil, yüzyıllar sonrasına da ışık tutarlar. İşte bu nadir şahsiyetlerden biri de, Batı dünyasında Avicenna olarak tanınan, Doğu’nun büyük âlimi İbn-i Sina’dır. 980-1037 yılları arasında kısa ama dolu dolu bir ömür süren bu bilge insan, felsefeden matematiğe, astronomiden fiziğe, kimyadan müziğe ve elbette tıbba kadar pek çok alanda bilgi ve becerilerini sergileyerek adını altın harflerle yazdırmıştır. İşin aslı, onun dehasını tek bir alana sığdırmak, denizleri bir bardağa doldurmaya çalışmak gibidir.
İbn-i Sina’nın Çok Yönlü Dehası ve Hayatı
İbn-i Sina, Buhara yakınlarındaki Afşana köyünde dünyaya geldi. Henüz çocuk yaşta olağanüstü zekasıyla dikkat çekmeye başladı. Kuran’ı ezberlemesi, edebiyat, fıkıh, felsefe ve matematik gibi pek çok alanda kendini geliştirmesi çok kısa sürdü. Gelin görün ki, bu genç dimağ, mevcut bilgiyi sadece öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda sorguluyor ve üzerine yeni fikirler inşa ediyordu. 10 yaşındayken Kuran’ı hatmettiği, 18 yaşında ise dönemin en büyük hekimlerinden biri olarak tanındığı rivayet edilir. Bu, onun öğrenmeye olan tutkusunun ve kavrama yeteneğinin ne denli güçlü olduğunun açık bir göstergesidir.
Matematik alanında yaptığı çalışmalarla özellikle terimlerin tanımlanması ve astronomide duyarlı gözlemlerin yapılması konularına eğilen İbn-i Sina, astroloji ve simya gibi o dönemde popüler olan bazı alanlara ise mesafeli yaklaştı. Açıkçası, bu bilimleri birer hurafe olarak görmese de, deneysel kanıtlarla desteklenmedikleri için onlara itibar etmedi. Özellikle değersiz metallerden altın ve gümüş gibi değerli metallerin elde edilmesini savunan Dönüşüm Kuramı’nın doğru olup olmadığını tespit etmek için bazı çalışmalar yapmış ve elde ettiği sonuçlarla bu kuramın bilimsel bir temeli olmadığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Şunu kabul edelim ki, her elementin kendisine özgü niteliklere sahip olduğunu ve kimyasal dönüşümlerin belli sınırlar içinde gerçekleştiğini o zamanlar anlaması, bugünkü kimya biliminin temellerine atılmış önemli bir adımdır.
Fizik ve Hareket Anlayışına Getirdiği Yenilikler
İbn-i Sina, mekanikle de ilgilenmiş, hatta Aristoteles’in hareket anlayışına bazı yönlerden eleştiriler getirmiştir. Aristoteles’e göre, bir cismi hareket ettiren kuvvet ile cisim arasındaki temas ortadan kalktığında, cismin hareket etmesini sağlayan etken hava idi. Yani Aristoteles, havaya hem cismi taşıma hem de ona direnme gibi iki zıt görev yüklüyordu. İbn-i Sina ise bu durumda bir çelişki olduğunu görmüş ve yaptığı gözlemlerle hava ve rüzgarın güçlerini karşılaştırarak, Aristoteles’in haklı olabilmesi için havanın şiddetinin rüzgarın şiddetinden fazla olması gerektiğini belirtmiştir. Diyelim ki, bir ok fırlatıldı ve havada ilerlerken havanın itmesiyle hareketine devam etti. İbn-i Sina, havanın bu şiddetinin cisimleri taşımak için yeterli olmadığı kanısına varmıştır. Bu, onun gözlem ve mantıkla eski düşünceleri sorgulama yeteneğinin bir başka kanıtıdır.
Tıp Bilimine Ebedi Damgası: El-Kanun fi’t-Tıb
İbn-i Sina’nın en çok tıp alanında yaptığı çalışmalarla adından söz ettirmesi ve hekim kimliğiyle ön plana çıkması tesadüf değildir. Tıp bilimine hazırladığı eserlerle büyük katkılar sunmuş, modern tıp anlayışının doğumuna kadar bir otorite olarak görülmüştür. İbn-i Sina dendiği zaman Batı’da 16. yüzyıla, Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyıla kadar tıp eğitiminde temel kaynak olarak okutulmuş olan meşhur eseri