Son Eklenenler
Platformda Ne Arıyorsunuz?

Şarbon Hastalığı nedir? Şarbon Tedavisi ve Belirtileri

Yazar:
İlk Yayın: 21 Şubat 2015
Güncelleme: 31 Mayıs 2026
Okuma: 14 dk

Şarbon hastalığı, adını duyduğumuzda içimizi ürperten, tarihi eski çağlara dayanan ama günümüzde bile önemini koruyan ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. İşin aslı, bu hastalık sadece hayvanları değil, onlarla temasta olan insanları da etkileyebilen, bakteriyel kökenli bir zoonozdur. Yani hayvanlardan insanlara bulaşan bir rahatsızlık.

Şarbon Hastalığı Nedir?

Şarbon, bilimsel adıyla Bacillus anthracis adlı bir bakteri tarafından meydana gelen akut bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu bakteri, Gram pozitif, sporlu bir basil olup hem insanlarda hem de ot yiyen hayvanlarda hastalığa yol açar. Gelin görün ki, şarbon esas olarak koyun, keçi, sığır gibi ot yiyen hayvanların hastalığıdır ve insanlara genellikle enfekte hayvanlardan veya onların ürünlerinden bulaşır. İnsandaki hastalık, halk arasında ‘malign pistül’ veya ‘kötü huylu pistül’ olarak da bilinir ki bu, özellikle deri şarbonu için kullanılan bir tanımlamadır.

Şarbonun insanlarda üç ana formu bulunur: cilt (kutanöz) şarbonu, akciğer (inhalasyon) şarbonu ve gastrointestinal (sindirim sistemi) şarbonu. Her bir form, bakterinin vücuda giriş kapısına göre farklı belirtiler ve seyir gösterir.

Şarbon Epidemiyolojisi: Nereden Geliyor, Nasıl Yayılıyor?

Şunu kabul edelim ki, Bacillus anthracis için en temel rezervuar topraktır. Bu bakterinin sporları toprakta yıllarca canlı kalabilir ve uygun koşullarda vejetatif hale geçerek çoğalabilirler. Ot yiyen hayvanlar, bu sporlarla kontamine olmuş otları veya toprağı yediklerinde enfekte olurlar. Hasta olup ölen hayvanların vücut sıvılarından toprağa ve suya geçen şarbon basili, döngüyü devam ettirir. Açıkçası, bu sporların doğadaki dayanıklılığı, hastalığın kontrolünü zorlaştıran önemli bir faktördür.

Şarbon genellikle ot yiyen hayvanların hastalığı olsa da, kontamine hayvan ürünleri veya enfekte hayvanlarla doğrudan deri teması sonucu insanlar da tesadüfen enfekte olabilir. Örneğin, çiftçiler, kasaplar, veterinerler veya hayvan ürünleri (yün, deri, kemik unu gibi) işleyen sanayi çalışanları risk altındadır. Endüstriyel olgular, kontamine yün ürünlerindeki şarbon sporlarının solunmasıyla ortaya çıkabilir. Nadiren de olsa, enfekte etlerin çiğ veya az pişmiş olarak yenilmesiyle de bulaşma görülebilir. Diyelim ki, bir hayvanın şarbonlu olduğundan şüpheleniliyor, bu durumda onun etini tüketmek veya derisine dokunmak ciddi risk taşır.

! Şarbonlu veya şarbon şüpheli hayvanların etleri kesinlikle tüketilmemeli, bu hayvanlarla temastan kaçınılmalıdır.

Şarbon Mikrobiyolojisi: Etkeni Tanıyalım

Şarbon etkeni Bacillus anthracis, mikroskop altında kolayca tanınabilen özelliklere sahiptir. Gram pozitif bir basil olması, standart kanlı veya besleyici agarlarda kolayca üremesi, gri-beyaz, R-tipi koloniler oluşturması ve hemoliz yapmaması onun karakteristik özelliklerindendir. Ayrıca kapsüllü ve hareketsiz olması, katalaz pozitifliği ve penisiline duyarlılığı da mikrobiyolojik incelemede yol göstericidir. En önemlisi, aerobik koşullarda endospor oluşturabilmesi, onun çevresel koşullara karşı inanılmaz derecede dirençli olmasını sağlar. Bu sporlar, dezenfektanlara, sıcaklığa ve kuruluğa karşı oldukça dayanıklıdır, bu da hastalığın yayılma potansiyelini artıran bir durumdur.

Şarbon Patogenezi: Vücutta Neler Oluyor?

Bacillus anthracis’in vücutta hastalık yapma yeteneği yani virülansı, plazmid tarafından kodlanan üç ana bileşeni olan bir ekzotoksin oluşturmasına ve antifagositik poli-D glutamik asit yapısındaki kapsülüne bağlıdır. Bu üç faktör şunlardır: protein yapısında bir koruyucu antijen (Protective Antigen-PA), ödem faktörü (Edema Factor-EF) ve letal faktör (Lethal Factor-LF). Bu üç faktörün karışımına ‘Anthrax Toksini’ denir.

Protektif Antijen, enfekte olan hücrelerin yüzeyindeki reseptörlere bağlanır ve proteolitik enzimlerle iki fragmana ayrılır. Daha sonra Letal Faktör ve Ödem Faktörü, PA fragmanlarıyla birleşerek hücre içine alınır. Sitoplazmada bu faktörlerin etkisiyle hücresel su metabolizması bozulur ve o bölgede şiddetli bir ödem gelişir. Ödem faktör ayrıca bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden olan nötrofillerin fonksiyonunu da engeller. Letal Faktör ise makrofajları uyararak TNF-alfa ve IL-1-beta gibi inflamatuar moleküllerin salınmasına ve doku nekrozuna neden olur. Bu karmaşık mekanizma, şarbonun neden bu kadar yıkıcı olabildiğini anlamamızı sağlar.

Şarbon Kliniği: Belirtiler Nasıl Ortaya Çıkar?

Bacillus anthracis, organizmaya giriş kapısına bağlı olarak deri ve iç organ şarbonu şeklinde farklı klinik tablolar oluşturur. Hastalığın kuluçka dönemi (inkübasyon) genellikle 1 ila 10 gün arasında değişir; mukozalardan girişlerde daha kısa, deriden girişlerde ise daha uzun olabilir. Lezyonlar varlığını sürdürdüğü sürece, hastalığın bulaştırıcılığı da devam eder. Bu nedenle erken teşhis ve izolasyon büyük önem taşır.

Deri Şarbonu (Kutanöz Şarbon – Kara Kabarcık)

Deri şarbonu, anthrax sporlarının zedelenmiş deri veya sıyrıklardan vücuda girmesiyle oluşur. Vücuda giren sporlar aktif hale geçer, hızla çoğalır ve güçlü bir ödeme ile doku nekrozuna neden olan toksinleri serbest bırakır. Bu bölgede, içinde çok az lökosit bulunan, bol proteinli bir sıvı birikimi (eksüda) ortaya çıkar. Bacillus anthracis, bulundukları yerden lenf yolları aracılığıyla kana yayılma ve orada çoğalma eğilimindedir. Şarbon olgularının yüzde 95’inden fazlasını deri şarbonu oluşturur ve genellikle çevreyle teması olan el, kol, yüz, boyun gibi açık deri bölgelerinde görülür.

Deri şarbonunun iki klinik şekli vardır:

A. Püstül Malign (Çoban Çıbanı, Kara Kabarcık, Habis Sivilce)

Bu, şarbonun en sık rastlanan şeklidir. Basil veya sporların deriye girmesinden 12-36 saatlik bir kuluçka döneminden sonra (bazen bu süre 10 güne kadar uzayabilir), ilk olarak makül şeklinde kırmızı, kaşıntılı ve yanma hissi veren bir lezyon belirir. Hızla gelişerek papül halini alır ve 1-2 gün içinde seröz sıvı toplanmasıyla veziküle dönüşür. 3-4 gün içinde patlayan vezikül, karakteristik siyah, sert bir kabukla örtülü nekrotik ülser haline gelir. Bu ülserin altında bir çukurluk bulunur ve çapı bazen 6 cm’ye kadar ulaşabilir. Ülserin çevresinde küçük veziküller ve büller görülebilir. Lezyon bölgesinde ağrısız, gode bırakmayan yaygın bir ödem ve bölgesel lenf bezlerinde büyüme (lenfadenopati) vardır.

i Şarbon ülserlerinin en önemli karakteristiği, etrafında ödem, bül ve veziküllerin bulunmasına rağmen genellikle ağrısız olmasıdır.
Lezyon üzerindeki siyah kabuk 2-3 haftada alttaki deriden kopar ve yerinde 1-3 cm büyüklüğünde bir iz (skar) kalır.

Hafif olgularda lokal lezyon dışında ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı, kusma gibi genel enfeksiyon belirtileri de eşlik edebilir. Kan tablosunda hafif bir lökositoz (beyaz kan hücrelerinde artış) ve nötrofili (nötrofil adı verilen bir tür beyaz kan hücresinde artış) gözlemlenir. Tedavi edilmeyen deri şarbonunda yüzde 10 oranında sepsise ilerleme riski mevcuttur.

B. Ödem Malign (Habis – Kötü – Ödem)

Bu formda, giriş kapısı ve bulaşma şekli aynı olmasına rağmen belirgin bir ülserasyon olmayabilir. Giriş yerinde sadece ufak bir papül görülebilir. Enfeksiyon, bağ dokusu, boyun, göğüs, göz kapakları, deri altı dokusu ve mukozalar altında yayılma gösterir. Ödem yumuşak olup, parmakla bastırıldığında gode bırakmaz. Genel durum püstül malign formuna göre daha ağırdır. Özellikle gırtlak (larinks) ödemine ve nefes darlığına (asfiksi) neden olan lezyonlar, daha çok ön servikal üçgene yakın lokalizasyonlarda görülür. Ödem çok yaygın olursa, kanın koyulaşması (hemokonsantrasyon) ve düşük kan basıncı (hipotansiyon) ile sonuçlanabilir. Sekonder sellülit ve menenjit gibi komplikasyonlar da gelişebilir. Tedavi edilmeyen olgularda mortalite (ölüm oranı) yüzde 20 civarındadır.

Akciğer Şarbonu (İnhalasyon Şarbonu)

Akciğer şarbonu, solunum yoluyla alınan anthrax sporlarının akciğerlere ulaşmasıyla meydana gelir. 5 mikrometreden büyük sporlar genellikle mukosiliyer sistem tarafından dışarı atılırken, daha küçük partiküller akciğerin derinliklerinde, alveollerde veya alveoler duktuslarda birikir. Bu sporlar, alveoler makrofajlar tarafından fagosite edilip mediastinal lenf nodlarına taşınır. Burada sporlar aktif hale geçerek hemorajik mediastinite neden olur. Bunu takiben bakteriyemi (kanda bakteri bulunması) ve damar içinde bakteri çoğalması gelişir. Menenjit tablosu, septiseminin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Tüm şarbon vakalarının yüzde 4-5’ini oluşturan akciğer şarbonunun kuluçka dönemi diğer formlara göre daha kısadır (1-5 gün). Klinik tablo, hemorajik bronkopnömoni şeklindedir ve hastalık bifazik seyirlidir. Başlangıç semptomları, ağır bir üst solunum yolu enfeksiyonunu taklit eder. Bu 2-3 gün süren birinci fazı, şiddetli nefes darlığı (dispne) ve oksijen yetmezliği (hipoksi) ile karakterize daha akut ikinci faz takip eder. Ateş 40-41°C’ye ulaşır, hızlı nefes alıp verme (takipne), öksürük, kanlı ve bol anthrax basili içeren balgam, morarma (siyanoz), akciğer ödemi, göğüs ve boyunda ödem ve akciğer zarı iltihabı (plörezi) görülür. Burundan itibaren tüm solunum mukozaları şiş ve ödemlidir. Akciğer grafisinde hemorajik pnömoni, bronkopnömoni, mediastende genişleme ve plevrada sıvı toplanması gibi bulgular gözlenir. Kısa zamanda kan basıncı düşen hastaların yüzde 50’si menenjite bağlı bulgular gösterir ve maalesef 2-3 gün içinde dolaşım ve solunum yetmezliğinden kaybedilir. İşin aslı, akciğer şarbonu, en ölümcül şarbon formlarından biridir ve acil tıbbi müdahale gerektirir.

Gastrointestinal Şarbon

Gastrointestinal şarbon, tüm şarbon vakalarının yüzde 1’inden azını oluşturur ve kuluçka dönemi 2-5 gündür. Enfeksiyon kaynağı, anthrax sporları ile bulaşmış çiğ veya az pişmiş besin maddeleridir. Ağız yoluyla alınan mikroorganizmalar, mezenterik lenf nodlarına taşınır, orada çoğalır ve daha sonra hemorajik lenfadenit, karın boşluğunda sıvı birikimi (asit) ve septisemi yapar. Hastalarda karın ağrısı, ateş, kanlı ishal, kan kusma (hematemez) ve asit görülür. Kısa sürede şok gelişir ve mortalite oranı yüzde 50’nin üzerindedir. Bu form, erken tanı ve tedaviye rağmen oldukça tehlikelidir.

Diğer Şarbon Şekilleri

Meningeal şarbon, şarbonun akut ve ağır bir klinik şeklidir. Genellikle diğer şarbon formlarının ilerlemesiyle ortaya çıkar ve hastalar 1-6 gün içinde hayatını kaybedebilir. Çoğunlukla ölümden sonra yapılan otopsi ile tespit edilir. Şarbon sepsisi ve farinks şarbonu da görülebilen nadir ama ciddi diğer şarbon şekilleridir. Bu durumlar, hastalığın sistemik hale geldiğinin ve vücudun genelini etkilediğinin bir göstergesidir.

Şarbon Tanısı: Nasıl Teşhis Edilir?

Şarbon tanısı, anamnez (hastalık öyküsü), fizik muayene bulguları ve laboratuvar testlerinin birleşimiyle konulur. Hastanın hayvanlarla teması, mesleki riski veya şüpheli ürün tüketimi gibi bilgiler çok kıymetlidir. Laboratuvar testleri arasında Gram boyama ile Gram pozitif kapsüllü bakterinin gösterilmesi, kültür ile antibiyotik kullanmadan önce alınan örnekte üreme görülmesi, serolojik ve immünolojik tanı yöntemleri yer alır. Bu yöntemlerde, Protektif Antijen (PA) ve Letal Faktör (LF) karşı oluşan antikorların ELISA gibi testlerle gösterilmesi veya iki hafta arayla alınan örneklerde antikor titresinde dört kat artış saptanması önemlidir. Erken tanı, tedavinin başarısı için hayati öneme sahiptir, bu nedenle en ufak bir şüphede dahi vakit kaybetmeden tıbbi yardım almak es geçmemek gerekiyor.

Şarbon Ayırıcı Tanısı: Ne İle Karışabilir?

Şarbonun özellikle deri formunun, bazı başka cilt lezyonlarıyla karıştırılması mümkündür. Bu nedenle ayırıcı tanıda karbonkül, erizipel, selülit, nekrozitan selülit, primer sifiliz şankırı, orf ve tularemi gibi hastalıklar akılda bulundurulmalıdır. Her birinin kendine özgü belirtileri ve tedavi yaklaşımları olduğu için doğru teşhis, doğru tedavi için işin püf noktasıdır.

Şarbon Tedavisi: Hangi İlaçlar Kullanılır?

Şarbon tedavisinde penisilinler, ilk tercih edilecek ilaçlardır. Penisiline alternatif olarak kinolonlar (örneğin siprofloksasin), doksisiklin ve eritromisin de kullanılabilir. Tedavinin başarısı, hastalığın formu ve şiddetine göre değişir.

Deri şarbonunda oral penisilin-V günde dört kez 500 mg veya prokain penisilin günde iki kez 800.000 ünite dozunda 5-7 gün boyunca verilir. Eğer biyolojik silah tehdidi olmadan akciğer şarbonu veya menenjit gelişirse, kristalize penisilin günde 20-30 milyon ünite dozunda tercih edilir. Trakea ve gırtlakta bası olursa, ödemi rahatlatmak için penisiline ek olarak kısa süreli steroid tedavisi eklenebilir. Biyolojik saldırı durumlarında ise kinolon veya doksisiklin 1-2 hafta süreyle verilir. Akciğer şarbonunu önlemek amacıyla profilaksi (koruyucu tedavi) için siprofloksasin günde iki kez 500 mg veya doksisiklin günde iki kez 100 mg dozunda 60 gün süreyle kullanılabilir. Lokal yara bakımı da deri lezyonları için büyük önem taşır. Tedavinin aksatılmadan ve hekim kontrolünde yapılması, hastalığın yayılmasını bıçak gibi kesmek için kritik öneme sahiptir.

Şarbon Kontrolü ve Önleme: Nasıl Korunuruz?

Bacillus anthracis sporları, fiziksel ve kimyasal ajanlara karşı oldukça dirençlidir ve yıllarca çevrede canlı kalabilir. Bu durum, şarbonun kontrolünü zorlaştıran bir faktördür. Hayvan orijinli ithalat materyallerinde bu sporlar bulunabilir, bu yüzden bu tür ürünlerin denetimi yabana atmamak lazım.

Çalışma alanları enfeksiyon ajanı ile kontamine olduğunda, çevrenin dekontaminasyonu için paraformaldehit buharı kullanılabilir. Laboratuvarlarda yüzeyler yüzde 5’lik hipoklorit veya yüzde 5’lik fenolle temizlenebilir ve aletler otoklavda sterilize edilmelidir. Riskli alanlarda çalışan kişiler için uygun koruyucu giysiler sağlanmalı ve çalışma alanından çıkarken bunlar değiştirilmelidir. Endüstriyel alanda sentetik materyal kullanımının ve insan aşılarının yaygınlaşmasıyla endüstriyel şarbon vakaları azalmıştır, ki bu da doğru önlemlerin ne kadar ilaç gibi geldiğinin bir göstergesidir.

Hasta hayvanların veya ölmüş hayvanların ürünlerinin (etlerinin) kullanılmaması şarbonu önlemede en temel adımdır. Otlama alanlarındaki tüm hayvanlar yıllık aşı programlarına dahil edilmelidir. Şarbon şüphesiyle ölen hayvanlar mikrobiyolojik olarak incelenmeli ve kesinlikle yakılmalı veya çok derine gömülmelidir. Lezyonun drene olduğu giysiler otoklavda sterilize edilmelidir. Lezyonu drene olan hastalar ‘temas izolasyonu’na tabi tutulmalıdır. Akciğer şarbonlu hastalarda kişiden kişiye geçiş bugüne kadar gösterilmemiştir ancak yine de dikkatli olmakta fayda vardır. İnhalasyon şarbonunda profilaktik kinolon kullanımı faydalıdır.

Şarbon Aşılama: Geleceğin Güvencesi

Hayvanlar için hem zayıflatılmış canlı aşı hem de ölü aşılar geliştirilmiştir. İnsanlarda ise ekzotoksin bileşenlerinden elde edilen ölü aşılar, özellikle risk altındaki gruplar için kullanılmaktadır. Örneğin, ABD’de riskli tekstil bölgelerinde çalışan işçilerde denenen aşıların yüzde 92.5 oranında başarılı olduğu görülmüştür. Günümüzde hayvanlar için rekombinant teknoloji ile anthrax toksini bileşenlerinden saf olarak hazırlanan yeni anthrax aşıları (Protektif Antijen Toksoid aşıları) kullanılmaktadır. Bu gelişmeler, hastalığın kontrol altına alınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Günün sonunda, şarbon gibi ciddi bir hastalıkla mücadelede koruyucu önlemler, erken tanı ve etkili tedavi, ipin ucunu kaçırmamak adına hayati öneme sahiptir. Bilgi kirliliğinden uzak durmak ve kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel gerçeklere dayanmak, hem bireysel sağlığımız hem de toplum sağlığı için tadında bırakmak gereken en önemli unsurdur.

Fikrinizi Paylaşın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.